|
|
|
Ege'de Bir Ada: Mikonos
Ben Büyükadalıyım. Ailem 120 yıl once gelip yerleşmiş ve birkaç yıl sonra da bir ahşap ev yapmış. Yazları hala o evde oturuyoruz. Evimizi 12 yıl once tamamen ve aslına uygun olarak yeniledik. Ada, İstanbul’un hemen yanıbaşında bir doğa cenneti. Anlatmak için kitaplar yetmez. Mikonos’u anlatacakken Büyükada’dan behsetmem, bir kıyaslama olanağı sağlamaktan ibaret. 12 Haziran 2006, Pazartesi bir turist gemisi ile öğleye doğru Mikonos’tayız. Büyük sayılabilecek bir ada, yanında da boş bir adacık. Ağacın ve yeşilin pek fazla olmadığı, kuru topraklara sahip bir ada aslında. Popüler olmadan önce çok az insanın yaşadığı basit bir balıkçı köyü iken, kış aylarında nadiren yağan yağmurun sularını sarnıçlarda toplayıp kullanırlarmış. Şimdi yüzbinlerce insana su, Pire’den büyük tankerlerle geliyor ve hiç kesilmiyor. Ada turist çekmeye başladıktan sonra pekçok ev, dükkan, otel, pansiyon yapılmış. İki katlı, küçük, beyaz boyalı, mavi pencereli ve küçük mavi balkonlu evler. İki metre genişliğinde, kayrak taşı döşeli sokaklar. Köyde Akdeniz özelliğine aykırı tek bir yapıya rastlanmıyor. Resmi binalarda bile aynı forma sadık kalınmış.
Bugün adada hoşa gidebilecek, bahçe, çiçek, ağaççık ne varsa hepsi insan eliyle, büyük çabalarla yetiştiriliyor. Tüm halk yolların temizliği, evlerin güzelliği için gayretle uğraşıyor. Binlerce insanın dolaştığı yollarda bir fıstık kabuğu bile yok. Evler yılda iki kez boyanıyor. Tüm plajlar pırıl pırıl. Denizi de kumu da tertemiz. Adaya 1960’larda önce hipiler gelmiş. İskelenin ve köyün aksi yönünde, yürüyerek yarım saatte varılan sapsarı kumlu plajda, gönüllerince, sereserpe yaşamaya başlamışlar. Ada halkı onları hiç rahatsız etmemiş. Hipileri merak edenler, onlar gibi pervasız yaşamaya özenenler adaya akın etmişler ve bugünün Mikonos turistik adası oluşmuş. Hipilerin plajı şimdi Paradiso adı ile çıplaklar kampı olarak kullanılmakta. Yakından ya da uzaktan dürbünle kimse dikizlemiyor. Adada herşeyin fiyatı bize göre iki üç kat pahalı ancak içkiler oldukça ucuz. Sayısız küçük lokantalar, kafeler özellikle geceleri dolup taşıyor. Eğlencede sınır yok. Tek sınır, başkasını rahatsız etmemek. Bir kaya yığını üzerinde, turizm ve eğlence merkezi yaratmak için bilgi, uygulamadaki titizlik, temizlik, misafire alabildiğince hoşgörü yeterli oluyor. İstanbul sınırları içerisinde Prens Adaları, Mikonos’tan binlerce defa daha güzel iken neden aynı özen gösterilmiyor da yabancılar gelmiyor? Ya da gelenler niçin yarım günlük panaromik turlar ile yetiniyorlar? Turizmcilerimizin, inşaatları yapanların, onları denetleyenlerin, temizlikten ve asayişten sorumlu olanların, özetle hepimizin uzun uzun düşünmesi gerekmiyor mu? Bir başka adada görüşelim.
YORUMLAR Bu yazı 1475 defa okundu |
|
|
|