Yazı dizimize uzun bir aradan sonra devam ediyoruz. Fakir Baykurt’un memleketlisi Ahmet Kurban’ın kendi kaleminden. Bir Köy Enstitüsü hikayesi:
Biz o yıl ağabeyimle köyümüzün sığırtmacıydık.Annem babam orağa ırgatlığa gidiyorlar biz de sığır çobanlığı yapıyorduk.Sanırım ağustos ayıydı.
Öğleye kadar köyün çayırında sığırları otlattık. Hayvanların çoğunluğu yattığı
yerden bir kısmı da yattığı yerden geviş getiriyorlardı.Biz de ekmek torbalarımızı eşeğin sırtından aldık, yemek yemek için çeşmenin başına oturduk. Katık olarak iki kelle soğanımız çıktı.Soğanın büyüğü için ağabeyimle tartıştık.
Büyüğünü tabiki o aldı, küçüğü bana kaldı.Soğanlarımızı yumrukla kırdık, ekmeğimizin arasına koyup yemeğe başladık.
Bu arada köy tarafından birisi koşarak ve bağırarak bize doğru geliyordu. Yaklaştıkça sesi netleşti. ‘Ahmet imtihanı kazanmışız’ diye bağırıyordu. Ben hemen elimdeki dürümü bırakıp ayağa kalktım. Bu gelen birlikte sınava girdiğimiz arkadaşım Rıza Akın’dı. Ağabeyim durumu çakmış olacaktı ki bana ‘Nereye!’ diye bağırdı. Ben de ‘su içeceğim’ dedim, çeşmeye doğru yürüdüm. Çeşmenin yanına varınca baktım ağabeyimle aramız epey açılmış. Oradan elimdeki çomağı sığırların olduğu yere fırlatıp Rıza’ya doğru hızla koşmaya başladım. Ağabeyim beni yakalamak için koştuysa da yetişemedi. Biz Rıza ile köye çıktık.
Babam, annem ırgatlıktan dönmüşlerdi.Babam beni görünce şaşırdı. ‘Sen
ne yapıyorsun burda, hani ağabeyin? diye sordu. Ben de ‘Ben sınavı kazanmışım,okumayacağım; sığır-mığır gütmeyeceğim.’ dedim. Babam ‘iyi ya ağabeyin ekinlerin arasından yalnız başına sığırları nasıl köye çıkarsın, niye yalnız bıraktın geldin’ diye kızarak ağabeyime yardıma gitti.Ağabeyim ve babamın o akşam beni ertesi günü sığıra gitmem için ikna çabaları boşa gitti.Babam ırgatlığı bırakıp benim yerime sığıra gitmeye başladı. Benim Gönen’e okumaya gideceğimi ve o konuda kararlı olduğumu babam da anlamıştı. Bu fikrimden caydırmak için çeşitli yöntemler denedi. Hatta duygusal
yönden beni etkilemeye bile çalıştı.
Hala o sözleri kulağımda çınlar ‘Oğlum bak siz iki kardeşsiniz. Başka kardeşiniz yok. Sen uzaklara gideceksin, istediğiniz zaman birbirinizi göremeyeceksiniz. Bu esnada birinizin başına bir hal gelirse ne yaparsınız?’ Ben tüm bu yalvarmalara ve yakarmalara kulak asmıyordum. Ezilmişliğin, yoksulluğun yarattığı psikolojik çöküntüden ancak böyle kurtulabileceğime inanmıştım. Gönen’e gitme günü yaklaştıkça babam gitmemem için daha çok gerekçeler üretiyor son zamanlarda adeta yalvarıyordu.
En sonunda dilinin altındaki baklayı çıkardı. ‘Oğlum beş kuruş paramız yok, neyle gideceksin’ dedi. Bu çaresizliği duyunca ben ağlamaya başladım. Tam o sırada dayım kapıdan içeri girdi.’ Ağlama dayım, ben o sorunu çözdüm’ deyip kağıt iki buçuk lirayı babama uzattı. ‘Bırak enişte sülalemizde hiç değilse bir kişi okusun. Belki ileride hepimize yararı dokunur.’ dedi. Babam ve ben bu duruma çok sevindik. Babam bana ‘Yarın eğitmen gelip sizi Gönen’e götürecekmiş, hazırlan’ dedi. O ana kadar hayatımda en çok sevindiğim gün o gündü.
Devam edecek…
AHMET KURBAN
Yayına hazırlayan: Tülay Kurban






Ksm 29th, 2009 at 13:58
keske benimde bir elimden tutan olsaydida bugun okumus ve ayaklari saglam yere basabilen biri olabilseydim..